IKIYE BOLUNEN VIKONT


İtalo Calvino'nun İkiye Bölünen Vikont adlı romanı, ilk bakışta bir masal ya da fantastik bir öykü gibi görünse de, insan ruhunun derinliklerine inen güçlü bir felsefi alegoridir. Calvino, sade ve mizahi bir anlatımın ardına insanın bölünmüş doğasına dair çok katmanlı bir düşünce yerleştirir. Romanın merkezinde yer alan Medardo adlı vikont, bir savaş sırasında bir top güllesiyle tam ortadan ikiye ayrılır. Fiziksel olarak ikiye bölünen bu karakter, aslında insanın içindeki iyilik ve kötülüğün, sevgi ve nefretin, cömertlik ve bencilliğin sembolüdür.

Vikontun bir yarısı yalnızca kötülüğü temsil eder. Savaştan dönen bu yarım insan, gittiği her yerde korku yaratır. İnsanlara eziyet eder, çevresindeki her şeye zarar verir ve başkalarının acılarından zevk alır. Fakat Calvino, kötülüğü yalnızca bir ahlaksızlık biçimi olarak sunmaz. Kötü Medardo aynı zamanda insanın içindeki karanlık tarafın, öfkenin, kırgınlıkların ve bastırılmış duyguların da bir temsilidir. İnsan, yaşamı boyunca yalnızca iyi duygularla var olmaz; içinde kıskançlık, bencillik ve zaman zaman yıkıcı dürtüler de taşır.

Romanın ilerleyen bölümlerinde, kayıp olduğu düşünülen diğer yarı da geri döner. Bu ikinci Medardo ise tamamen iyidir. Kimseye zarar vermek istemez, herkese yardım etmeye çalışır, sürekli merhamet gösterir ve insanların dertleriyle ilgilenir. Ancak onun bu aşırı iyiliği de çevresindekileri rahatsız etmeye başlar. Sürekli öğüt veren, herkesi korumaya çalışan ve insanların kendi kararlarını vermelerine izin vermeyen bir iyilik, bir süre sonra baskıcı bir hâle dönüşür.

Calvino'nun en önemli düşüncesi burada ortaya çıkar: İnsan yalnızca kötülükten ibaret olamayacağı gibi, yalnızca iyilikten de oluşamaz. Her iki uç da insanı eksik ve tek boyutlu hâle getirir. İnsanı gerçek anlamda insan yapan şey, içindeki çelişkilerin birlikte var olmasıdır. Çünkü insan, aynı gün içinde hem cömert hem bencil, hem sevgi dolu hem öfkeli olabilir. Kimi zaman başkalarına yardım etmek isterken, kimi zaman yalnız kalmayı ve yalnızca kendisini düşünmeyi arzular. Bu çelişkiler kusur değil, insan olmanın doğal bir parçasıdır.

Roman bu yönüyle modern insanın ruhsal durumunu da anlatır. Günümüz insanı da tıpkı Medardo gibi bölünmüştür. Bir yandan toplumun beklentilerine uygun, iyi ve erdemli biri olmaya çalışırken, diğer yandan kendi arzularını, öfkesini ve hayal kırıklıklarını taşır. İnsan, yaşamı boyunca farklı kimlikler arasında gidip gelir. Bir anne, bir eş, bir arkadaş, bir çalışan ve bir birey olarak farklı roller üstlenir. Bazen bu roller birbirleriyle çatışır ve insan kendisini parçalanmış hisseder.

Calvino, savaş sonrasının Avrupa'sını yaşamış bir yazardır. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından insanlar büyük bir ahlaki ve psikolojik yıkımla karşı karşıya kalmışlardı. İnsanlığın bir yanı büyük kötülükler üretmiş, diğer yanı ise barış ve yeniden inşa arzusu taşımıştı. Bu nedenle İkiye Bölünen Vikont, yalnızca bireyin değil, bütün bir toplumun bölünmüşlüğünü de anlatır. İnsanlık bir taraftan şiddeti ve savaşı, diğer taraftan merhameti ve dayanışmayı içinde taşımaktadır.

Roman aynı zamanda kimlik arayışının da bir hikâyesidir. İnsan, yaşamı boyunca kendisini tanımaya çalışır. Kendi içindeki iyi ve kötü yönlerle yüzleşmek kolay değildir. Çoğu zaman insanlar yalnızca iyi yanlarını görmek ister, kusurlarını ise inkâr ederler. Oysa Calvino'ya göre insanın olgunlaşabilmesi için kendi karanlık tarafını da kabul etmesi gerekir. İnsan öfkesini, korkularını ve bencilliğini tanımadan gerçek bir bütünlüğe ulaşamaz.

Romanın sonunda iki yarının düello yapması ve yeniden birleşmesi son derece anlamlıdır. Bu birleşme, iyiliğin kötülüğü yok etmesi değildir. Tam tersine, insanın kendi içindeki karşıtlıkları uzlaştırmasıdır. İnsan ne tamamen melektir ne de tamamen şeytan. O, kusurları ve erdemleriyle birlikte bir bütündür.

Bu düşünce, insan ilişkileri açısından da önemlidir. Çevremizdeki insanlardan kusursuz olmalarını bekleriz. Dostlarımızın, eşlerimizin ve çocuklarımızın yalnızca iyi özellikler taşımasını isteriz. Ancak herkesin içinde bir karanlık taraf bulunduğunu kabul etmek, ilişkilerimizi daha gerçekçi ve daha anlayışlı hâle getirir. İnsanları sevmek, onların eksikliklerini de kabul etmek anlamına gelir.

Calvino'nun romanı, insanın yalnızlığına da dokunur. Bölünmüş bir insan eksik hisseder. Kendisini tamamlayacak bir şeylerin peşinden gider. Bazen bunu aşkta, bazen dostlukta, bazen de inançta arar. Aslında bütün insan yaşamı, kaybedilmiş bir bütünlüğü yeniden bulma çabası olarak görülebilir. Medardo'nun yeniden birleşmesi, bu nedenle yalnızca fiziksel bir olay değil, aynı zamanda ruhsal bir tamamlanmanın sembolüdür.

İkiye Bölünen Vikont, kısa hacmine rağmen son derece derin bir eserdir. Bize insanın karmaşık doğasını, içimizde taşıdığımız karşıtlıkları ve bu karşıtlıklarla barışmanın önemini anlatır. Calvino'nun vermek istediği temel mesaj şudur: İnsan, yalnızca iyi taraflarından ya da yalnızca kötü yanlarından oluşmaz. Onu insan yapan şey, bütün çelişkileriyle birlikte var olmasıdır. Gerçek olgunluk ise içimizdeki parçaları yok etmekte değil, onları tanımakta ve bir arada yaşatabilmektedir.