Iris Murdoch'un İtalyan Kızı (The Italian Girl) romanı, 1964 yılında yayımlanmış ve yazarın aile, ahlak, tutku, suçluluk ve kurtuluş temalarını en yoğun işlediği eserlerinden biridir. Roman ilk bakışta bir aile dramı gibi görünse de, aslında insanın karanlık tarafını araştıran felsefi bir anlatıdır.

Romanın konusu

Romanın kahramanı Edmund Narraway, yıllar önce ailesini terk etmiş, yalnız yaşamayı seçmiş bir gravür sanatçısıdır. Annesi Lydia'nın ölümü üzerine çocukluğunun geçtiği eve geri döner. Ancak bu dönüş yalnızca bir cenazeye katılmak değildir; bastırdığı bütün anılar, korkular ve suçluluk duyguları yeniden canlanır.

Evde onu hasta ruhlu kardeşi Otto, Otto'nun mutsuz eşi Isabel, genç yeğeni Flora ve yıllardır aileye hizmet eden İtalyan hizmetçi Maggie (romanın "İtalyan Kızı") beklemektedir. Eve daha sonra David ve Elsa Levkin kardeşlerin gelişiyle aile içindeki gizli ilişkiler, ihanetler ve bastırılmış arzular birer birer ortaya çıkar. Roman ilerledikçe herkesin taşıdığı maskeler düşer ve aile, uzun yıllardır sakladığı sırlarla yüzleşmek zorunda kalır.

Romanın temel temaları

Murdoch'un romanlarında olduğu gibi burada da en önemli tema ahlaki körlüktür. Karakterler gerçeği görmek istemezler; arzuları ve korkuları onları sürekli yanıltır. Edmund kendisini dürüst ve tarafsız biri olarak görürken, aslında kendi duygularından kaçmaktadır.

İkinci önemli tema suçluluktur. Romandaki herkes geçmişte yaptığı seçimlerin yükünü taşır. Kimse tamamen masum değildir. Murdoch'a göre kötülük çoğu zaman bilinçli bir şeytanlıktan değil, bencillikten doğar.

Roman aynı zamanda aileyi bir hapishane olarak resmeder. Çocukluk travmaları yetişkin yaşamını belirlemeye devam eder. Aile sevgisi ile aile baskısı birbirinden ayrılmaz hâle gelir.

İtalyan kızın sembolik anlamı

Romanın başlığındaki "İtalyan Kızı", Maggie karakteridir. Ancak Murdoch onu yalnızca bir hizmetçi olarak çizmez.

Maggie;

  • sadakati,
  • sabrı,
  • affetmeyi,
  • yeniden başlamayı

temsil eder.

Roman boyunca en sessiz karakterlerden biri olmasına rağmen, ahlaki merkez odur. Diğerleri tutkularının esiriyken Maggie gerçek sevginin fedakârlık olduğunu gösterir. Edmund'un sonunda huzura yaklaşabilmesinde onun önemli bir payı vardır.

Felsefi yönü

Murdoch aynı zamanda bir filozoftu. Özellikle Plato'dan etkilenmiştir. Bu romanda da şu düşünce öne çıkar:

İnsan kötü olduğu için değil, gerçeği göremediği için kötülük yapar.

Romanın bütün karakterleri kendi benmerkezcilikleri içinde yaşarlar. Başkalarının acısını gerçekten görebildikleri anda değişmeye başlarlar.

Murdoch'un ahlak anlayışına göre özgürlük, istediğini yapmak değil, başkasının gerçekliğini görebilmektir.

Psikolojik çözümleme

Edmund çocukluğunda annesinin baskıcı kişiliği altında ezilmiş biridir. Eve dönüşü aslında bilinçaltına yapılan bir yolculuktur. Annesi fiziksel olarak ölmüştür ama psikolojik olarak hâlâ yaşamaktadır.

Otto ise bastırılmış öfkenin temsilidir. Sürekli alkolle kaçmaya çalışır.

Flora gençliğin masumiyetini temsil ederken aynı zamanda yetişkinlerin günahlarının ortasında büyüyen yeni kuşağı simgeler.

Elsa ise tutkunun yıkıcı gücünü temsil eder.

Alegorik okuma

Roman alegorik olarak insan ruhunun katmanlarını anlatır.

  • Ev: insan zihni
  • Cenaze: geçmişin ölümü
  • Yangın: arınma
  • Maggie: vicdan
  • Edmund: akıl
  • Otto: kontrolsüz arzu
  • Lydia: geçmişin baskısı

Romanın sonunda meydana gelen yangın yalnızca fiziksel bir olay değildir; karakterlerin eski hayatlarının da yanışıdır. Murdoch burada klasik tragedyalardaki katarsis anlayışını modern romana taşır.

Edebi özellikleri

Murdoch'un dili yoğun psikolojik çözümlemelerle örülüdür. Diyaloglar sıradan konuşmalar gibi görünse de her biri ahlak, özgürlük ve sevgi üzerine felsefi tartışmalar içerir. Roman, gotik atmosfer ile modern psikolojik roman arasında bir yerde durur. Eski aile evi, kapalı mekânları ve karanlık geçmişiyle neredeyse başlı başına bir karakter hâline gelir.

Değerlendirme

İtalyan Kızı, yalnızca aile sırlarını anlatan bir roman değildir. Murdoch'un temel sorusu şudur: İnsan gerçekten değişebilir mi? Romanın sonunda kesin bir mutluluk sunulmaz; ancak dürüstçe gerçekle yüzleşmenin kurtuluşun ilk adımı olduğu gösterilir. Bu yönüyle eser, hem psikolojik derinliği hem de felsefi içeriği sayesinde Murdoch'un en önemli romanları arasında kabul edilir.